İçeriğe geç

Kaygı kendiliğinden geçer mi ?

Değerli ziyaretçiler, Dgg ekibi bu yazısında “Kaygı kendiliğinden geçer mi” konusunu tüm yönleriyle aktarıyor.

Kaygı Kendiliğinden Geçer mi?

Kaygı kendiliğinden geçer mi? Bu soruyu ilk kez yüksek sesle değil, kendi içimde fısıldadım. Kayseri’de yaşıyorum, 25 yaşındayım ve defterlerim dolup taşsa da içimdeki bazı cümleler hiçbir sayfaya sığmıyor. Dışarıdan bakınca sıradan bir hayatım var gibi görünüyor; işe gidip geliyorum, bazen arkadaşlarımla buluşuyorum, bazen sadece evde oturup çay içiyorum. Ama içimde, kimsenin görmediği bir yerde sürekli hareket eden bir şey var: sanki durmayan bir rüzgâr gibi.

O rüzgârın adı bazen kaygı oluyor. Bazen sadece “ya olmazsa?” diye başlayan bir düşünce. Bazen de hiçbir sebep yokken kalbimin hızlı hızlı atması.

Erciyes’in Sessiz Sabahı ve İçimdeki Gürültü

O sabah Erciyes Dağı uzaktan bembeyaz görünüyordu. Camdan bakarken “ne güzel, her şey ne kadar sakin” diye düşündüm ama içimdeki hal tam tersiydi. Sanki beynimin içinde küçük bir kalabalık bağırıyordu.

Uyanır uyanmaz ilk hissettiğim şey huzur değil, sıkışmışlıktı. Nedenini bilmiyordum. Bu beni daha da sinirlendiriyordu aslında. Çünkü insan bir sebep bulamayınca kendine kızıyor. “Ne var bu kadar büyütecek?” diyorum kendi kendime. Ama kalbim bana katılmıyor.

Çalıştığım kafeye giderken yürüdüğüm yol hep aynı. Aynı kaldırımlar, aynı dükkanlar… Ama o gün her şey biraz farklıydı. Sanki dünya biraz daha ağırdı. Adımlarım yere normalden daha sert basıyordu. Kafamın içinde tek bir soru dönüp duruyordu: Kaygı kendiliğinden geçer mi?

Bunu kendime sormam bile tuhaftı. Çünkü sanki cevap bekleyen biri varmış gibi hissediyordum içimde. Ama kimse cevap vermiyordu.

Otobüs Yolculuğu ve İnsanların Sessiz Hikâyeleri

O gün öğleden sonra otobüse bindim. Kayseri’de otobüsler hep doludur; insanlar birbirine değmeden duramaz ama yine de herkes kendi dünyasındadır. Cam kenarına oturdum, çantamı kucağıma aldım.

Yanımda orta yaşlı bir adam vardı. Telefonuna bakıyordu, yüzü ifadesizdi. Karşı koltukta genç bir kız kulaklıkla müzik dinliyordu. Herkes bir şeylerin içindeydi ama kimse konuşmuyordu.

Ben ise kendi içimde konuşuyordum. Hatta tartışıyordum. “Geçecek mi bu his?” diyordum. “Kendiliğinden geçer mi gerçekten?”

Bir an, otobüsün camından dışarı baktım. Bir çocuk elinde simit ile koşuyordu. O an garip bir şey oldu; içimdeki sıkışma biraz gevşedi gibi hissettim. Ama hemen ardından geri geldi. Dalga gibi. Bir gidip bir gelen.

O an fark ettim: kaygı bazen sabit bir şey değil, hareket eden bir şey. Ama bu farkındalık bile rahatlatmıyordu beni.

İç Sesimle İlk Gerçek Yüzleşme

O gün otobüste kendime şunu söyledim: “Bunu sürekli düşünürsen büyüyor.”

Ama hemen ardından başka bir ses geldi: “Peki düşünmezsem ne olacak? Geçmezse?”

İşte asıl sıkıntı burada başlıyordu. Kaygı sadece bir his değildi; gelecekle ilgili korkuların birleşimiydi. Ve ben geleceği kontrol edemediğimi bildiğim halde kontrol etmeye çalışıyordum.

O an ilk defa şunu kabul ettim: Belki de kaygının kendiliğinden geçmesini beklemek, onunla savaşmaktan daha zor.

Gece ve Defter: Yazdıkça Ağırlaşan Düşünceler

Gece eve döndüğümde yorgundum ama uyuyamıyordum. Kayseri’nin gece sessizliği vardır; dışarıdan bakınca huzurlu görünür ama o sessizlik bazen insanın içini daha çok duymasına sebep olur.

Defterimi açtım. Günlük tutmak benim için hep bir kaçış olmuştu. Kalemi elime aldım ve yazmaya başladım:

“Bugün içim çok sıkışık. Nedenini bilmiyorum. Sanki bir şey olacak gibi ama ne olduğunu bilmiyorum.”

Yazdıkça hafifleyeceğimi düşündüm. Ama olmadı. Hatta bazen yazdıkça daha da netleşti hislerim ve bu beni korkuttu. Çünkü netleşen şeyler bazen daha gerçek olur.

Defterin sayfaları dolarken kendime şu soruyu tekrar sordum: Kaygı kendiliğinden geçer mi?

Ama bu sefer sorunun içinde umut değil, yorgunluk vardı.

Bir Mesaj ve Küçük Bir Kırılma

O gece telefonuma bir mesaj geldi. Eski bir arkadaşım yazmıştı. Uzun zamandır konuşmuyorduk. “Nasılsın?” diye sormuştu sadece.

Basit bir soruydu ama o an bana çok ağır geldi. Çünkü “iyiyim” demek istemiyordum. Ama “iyi değilim” demek de istemiyordum.

Bir süre ekrana baktım. Sonra sadece “idare ediyorum” yazdım.

Ama o mesajdan sonra içimde küçük bir kırılma oldu. Çünkü fark ettim ki, ben uzun zamandır gerçekten kimseye kendimi anlatmıyordum. Belki de kaygının büyümesinin sebeplerinden biri buydu.

İçimde bir şeyler birikiyordu ama dışarı çıkmıyordu.

Kendimle Kalınca Gelen Sessizlik

Telefonu bıraktıktan sonra odada tek başıma kaldım. Saat ilerliyordu. Dışarıda rüzgâr vardı, cam hafif titriyordu.

O an garip bir şekilde ağlamak geldi içimden. Ama ağlamadım. Sadece oturdum.

Ve ilk defa kendime dürüst bir şey söyledim:

“Ben bu halden yoruldum.”

Bu cümleyi söylemek bile bir rahatlamaydı. Çünkü genelde insan kendi duygusunu bile inkâr ediyor. “Abartıyorsun” diyor, “geçer” diyor, “herkes böyle” diyor.

Ama o gece bunu demedim.

O gece sadece hissettim.

Kaygının Kendiliğinden Geçmesini Beklemek

Kaygı kendiliğinden geçer mi? O gece bu sorunun cevabını bulmaya çalışmadım. Sadece onunla aynı odada oturdum gibi hissettim. Ne kaçtım ne de savaş açtım.

Belki de ilk değişim buydu.

Çünkü sürekli “geçsin” diye beklemek, insanı daha çok sıkıştırıyor. Ama bazen sadece “var” demek bile bir başlangıç olabiliyor.

Ertesi Gün: Değişmeyen Ama Hafifleyen Şeyler

Sabah uyandığımda her şey tamamen geçmemişti. Keşke öyle olsaydı. Ama bir fark vardı: o yoğunluk biraz azalmıştı.

Kendime kahve yaptım. Pencereyi açtım. Erciyes yine uzaktaydı. Aynı dağ, aynı şehir… ama ben biraz farklıydım.

Kaygı tamamen gitmemişti. Ama sanki artık beni eskisi kadar boğmuyordu. Onu düşününce korkmak yerine sadece “orada” olduğunu kabul edebiliyordum.

Bu küçük bir değişimdi ama benim için büyük bir şeydi.

Sonra Anladığım Şey

Zamanla şunu fark ettim: kaygı çoğu zaman bir anda yok olmuyor. Kendiliğinden geçmesini beklediğimizde bazen geçiyor gibi yapıp geri geliyor. Ama onu fark edip onunla yaşamayı öğrendiğimizde, yavaş yavaş etkisini kaybediyor.

Ben 25 yaşında, Kayseri’de yaşayan biri olarak bunu defterlerimde yazdıkça anladım. Hayatım bir anda düzene girmedi. Ama içimdeki sesin tonu değişti.

Artık o ses daha az bağırıyor.

Ve ben artık kendime şunu soruyorum: “Kaygı kendiliğinden geçer mi?” yerine “Ben onunla nasıl kalıyorum?”

Belki de cevap tam burada saklı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://slaytajans.com https://boubyan.com.tr https://allbirds.com.tr Sitemap
vdcasino