Yaseminler Tüter Mi Hala Ne Anlatıyor?
Bazen İstanbul’un kalabalığında yürürken, hiç beklemediğiniz bir anı içinde buluyorsunuz kendinizi. O kadar hızlı bir şekilde geçiyor hayat, o kadar çok insan ve durum bir arada oluyor ki, sokakta yaşananlar bir anlam kazanıyor. Geçtiğimiz günlerde, işten dönerken metroda bir genç kadının telefonundaki bir videoya göz attım. Bir şarkı çalıyordu, “Yaseminler tüter mi hala?”… Bu şarkı, eski zamanlardan bir hatırlatmaydı ama çok farklı bir şekilde bugüne bağlanıyordu. Ne de olsa toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden bakıldığında, şarkının sözleri ve bugün nasıl algılandığı, bambaşka anlamlar taşıyordu. İşte bu yazıda, “Yaseminler tüter mi hala?” şarkısının ne anlatıyor ve bu şarkı üzerinden toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında neler söyleyebiliriz, buna bakacağım.
“Yaseminler Tüter Mi Hala?”: Geçmişin Yansıması
İstanbul’daki toplu taşımada her gün gözlemlediğim bir sahne var. Çoğu zaman kadınlar, çok rahat bir şekilde yaşamlarını devam ettiriyor gibi görünüyorlar ama aslında onlar için “görünmeyen” birçok şey var. Ya da bazen bir şeylere gözlerini kapatmış, o kadar yorgunlar ki… Yaseminler tüter mi hala? şarkısının sözleri, bir zamanlar kadınların toplumsal rollerine, beklenen davranışlarına dair imalar taşıyan bir söylemdi. Geniş ailelerde, annelerin evdeki sorumlulukları, eşlerin ve çocukların ihtiyaçları ön planda olurken, kadınların yalnızca bir “bakıcı” ve “ailenin göğüsleyen” figürü olarak var olmaları beklenirdi. Yaseminler tüterken, kadınlık ve kadınlık üzerinden kurulan o statü, dönemin değerleriyle sıkı sıkıya bağlantılıydı.
Ama şarkının bugüne yansıyan kısmı, zamanla değişen toplumsal normları da beraberinde getirdi. Artık kadınların yalnızca “evde tüten yaseminler” olmaları beklenmiyor. Ancak bu da demek değil ki, hala o eski değerlerin ağırlığından tamamen sıyrılmışız. Birçok kadının hala ev işleri ve aile sorumlulukları konusunda baskı hissettiğini gözlemliyorum. Örneğin, toplu taşımada işe giden bir kadının sırtındaki çantasında iş gününden sonra yapması gereken pek çok şey var: çocuklarıyla ilgilenmek, evin ihtiyaçlarını karşılamak, bir yandan da kendisini gösterebilmek ve başarılı olabilmek… Ne kadar özgürleşmeye çalışsak da, hala birer “yasemin” olmamız bekleniyor; sadece çok farklı bir şekilde.
Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği ve Yaseminlerin Kapanışı
İçimdeki sosyal bilimci bana hep şunu söyler: “Kadınların hâlâ bu şekilde rol tanımlamaları, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin izlerini taşıyor. Çoğu zaman bu izler, pek fark edilmiyor bile.” İstanbul’daki bazı iş yerlerinde de, kadınların iş gücüne katılımı hala çok fazla engellemelerle karşılaşıyor. Bir kadının başarılı olabilmesi için, sadece iş yerinde değil, her gün hayatın her alanında sürekli olarak kendini kanıtlamak zorunda olması gibi bir gerçek var. Toplumdaki pek çok kişi, “Kadın bir işe giderken, evin işleri nasıl olacak?”, “Çocuklarına kim bakacak?” gibi sorularla kadının bir “yasemin” olma rolünü tekrar dayatıyor. Kadın, kendisini sosyal ve iş hayatında başarıya ulaşmaya çalışırken, aynı zamanda o “evin kadını” rolünden de çıkamıyor.
Bir gün metroda yanımda oturan kadının telefonu, bir başka kadının çalışma hayatında yaşadığı zorluklardan bahsediyordu. Telefonda duyduğum ses, işyerindeki eşitsizliği ve toplumsal baskıları çok net anlatıyordu. Yani, bir kadın bir alanda hak ettiği yerde olabilmek için bazen iki kat daha fazla çalışmak zorunda kalıyordu. Bu, bir nevi toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin modern formuydu.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Bağlamında “Yaseminler Tüter Mi Hala?”
Burada başka bir soruyla karşılaşıyoruz: Çeşitlilik ve sosyal adalet, toplumsal yapıyı nasıl dönüştürebilir? İstanbul’da farklı kökenlerden, dinlerden, yaşam biçimlerinden insanlar bir arada yaşarken, bazen farklılıklarımız bizi birbirimize yaklaştırmak yerine daha fazla ayırabiliyor. “Yaseminler tüter mi hala?” sorusu, farklı kimliklerin, yaşam biçimlerinin ve deneyimlerin bir arada nasıl var olabileceğiyle ilgili de önemli bir sorudur. Bir kadın, sadece bir “yasemin” olmak zorunda değil. Bugün, her kadın, farklı bir kimlik ve yaşam tarzı taşıyor. İş yerinde, evde, sokakta, üniversitede ve toplu taşımada kadınların yaşadığı baskıların çeşitliliği de bu şarkıdaki anlamı dönüştürüyor.
İçimdeki insan tarafım, toplumsal adaletin çeşitliliğe saygı göstermesi gerektiğini söylüyor. Kadınlar ve diğer cinsiyetler için fırsat eşitliği yaratılmalıdır. Bir kadının başarıya ulaşması, yalnızca bir “yasemin” olarak kalmaması gerektiği gibi, aynı zamanda toplumun her kesiminden insanın kendi yolunu bulabilmesi önemlidir. Hepimiz farklıyız, ama eşit haklara sahip olmalıyız.
Sonuç: Yaseminler Tüter Mi Hala?
İstanbul’un caddelerinde yürürken, birden aklıma geliyor bu şarkı: Yaseminler tüter mi hala? Şarkı bir yandan geçmişi anlatırken, bir yandan da bugünün toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet kavramlarını düşündürüyor. Kadınların hala toplumda nasıl bir rol üstlendikleri, eşitsizliğin görünmeyen izleri ve şarkının zamana göre değişen anlamı, hepimizin dikkat etmesi gereken önemli bir konu. Yaseminler tüterken, şarkının sözleriyle birlikte, herkesin kendine ait bir yol çizme hakkı olduğunun farkına varmalıyız.