Güne Başlarken
Sabahın erken saatlerinde Kayseri’nin sokaklarında yürürken, hafif bir rüzgâr yüzüme çarpıyor. Ellerim cebimde, kafamda bin bir düşünce. Dün akşamdan beri kafamı kurcalayan şeyleri gün ışığına çıkarmaya çalışıyorum. Günlüklerimden birini açıyorum; sayfalar dolusu duygularımı yazmışım. Heyecan, hayal kırıklığı ve umut birbirine karışmış, tıpkı içimdeki karmaşık duygular gibi. Bugün içimden bir şeyler itiraf etmek, kalbimin sesini duyurmak geliyor.
Ziba Hanım, işte o an aklıma geliyor. “Ziba Hanım hangi romanın kahramanı?” diye soracak olursanız, o, Halide Edib Adıvar’ın Sinekli Bakkal adlı romanının karakteri. Ama benim için o sadece bir karakter değil; kendi hayatımı anlattığım sayfalarda, hayallerimi ve kırgınlıklarımı anlamlandırırken yanımda olan bir arkadaş gibi. Onun direnci, yaşama tutunması ve aynı zamanda kırılganlığı bana kendi duygularımı fark ettirti.
Küçük Bir Kafe ve Büyük Düşler
Bugün biraz farklı hissettim, içimde bir boşluk vardı ama bir yandan da yeni bir heyecan. O boşluğu doldurmak için sevdiğim kafeye gittim. Masam pencerenin hemen yanında, güneş yüzüme vuruyor. Kahvemi yudumlarken defterimi açtım ve yazmaya başladım. Belki de Ziba Hanım’ı düşündüğüm için kelimelerim daha güçlü çıkıyordu. Onun cesareti ve yaşama bakışı bana umut veriyordu.
Kafede yan masada iki kişi sessizce konuşuyor, aralarında paylaştıkları sırlar sanki benim içimdeki duyguları yansıtıyor gibi. Onları dinlerken, kendi hayal kırıklıklarımı düşündüm. Geçen hafta hissettiğim o boşluk, sevdiğim birinin ilgisizliği yüzünden oluşmuştu. İçim sıkışıyor ama bunu kelimelere dökerek biraz hafiflemiş gibi hissediyorum. İşte o an, Ziba Hanım’ın romanını hatırlamak bana güç veriyor; o da zor zamanlarında yılmamıştı, ben de yılmayacağım.
Bir Anlık Karar
Defterime bir şeyler karalarken birden bir fikir geldi: “Neden kendi hikâyemi yazmıyorum?” Ziba Hanım gibi kendi hayatının kahramanı olabilirim. Bu düşünce kalbimi hızla çarptırdı. O anda hissettiğim heyecanı anlatmak için kelimeler yetmezdi. Hemen bir sayfa açtım ve duygularımı aktarmaya başladım; hani şu kalbimin en derin köşesinden çıkan kelimeler var ya, işte onları.
Duygularımı saklamam mümkün değil; hayal kırıklığımı, öfkeyi, aynı zamanda umut ve mutluluğu açıkça yazıyorum. Kendi kelimelerimle kendime anlatıyorum: “Sen güçlüsün, sen direnebilirsin, tıpkı Ziba Hanım gibi.”
Kayseri Sokaklarında Yalnız Yürüyüş
Yazımı bitirip kafeden çıktım, Kayseri’nin dar sokaklarında yürümeye başladım. Her adımımda kendi iç sesimi duyuyorum. Rüzgâr saçlarımı dağıtıyor, sanki geçmişte yaşadığım kırgınlıkları alıp götürüyor. Bu yürüyüş, bir nevi ruhumu temizliyor. Yine de kalbimde hafif bir sızı var; hayat her zaman kolay değil, bunu biliyorum. Ama Ziba Hanım’ın romanından öğrendiğim bir şey var: Hayatta ne kadar kırılırsan kırıl, umut her zaman seni bekler.
Yolda eski bir arkadaşımı gördüm, göz göze geldik ama bir şey söyleyemedim. İçimde bir karışıklık, hem özlem hem de korku vardı. Bu an, Ziba Hanım’ın yaşadığı duygulara çok benzedi; hayat bazen insanı sessiz bırakıyor. Ama ben susmadım, içimdeki duyguları notlarıma döktüm. Onları görmek bana güç veriyor, kendi içimde yeniden var olduğumu hissediyorum.
Geleceğe Dair Düşünceler
Evime dönerken, kalbimde bir sıcaklık vardı. Günlüklerim, Ziba Hanım’ın hikâyesi ve kendi yaşadığım küçük anlar birleşmişti. Artık biliyorum ki hayal kırıklıkları, yalnızlık ve üzüntü geçici; önemli olan onları yazıya dökebilmek ve duygularıyla yüzleşmek.
İçimde bir umut var; belki yarın yeni bir sayfa açarım, belki bir kahve molasında yeni bir hikâye başlar. Hayat, tıpkı romanlar gibi sürprizlerle dolu. Ve ben, Kayseri’de yaşayan, 25 yaşında, duygularını saklamayan bir genç olarak, kendi hikâyemin kahramanı olmaya devam edeceğim.
Ziba Hanım’ı hatırlamak bana bunu hatırlatıyor: Hayatta ne kadar zor anlar yaşarsan yaşa, kalbinin sesini dinlemekten vazgeçme.